Alman Parlamentosu, Alman Federal Kabinesi tarafından 3 Mart 2021’de önerilen ve şirketlerin küresel tedarik zincirleri boyunca insan haklarına uyumunu sağlamayı amaçlayan “Tedarik Zinciri Kanunu’’ (Kanun) adı verilen bir insan hakları durum tespiti kanun taslağını 11 Haziran 2021 tarihinde kabul etti. 2023’te yürürlüğe girmesi planlanan Kanun, başlangıçta yalnızca genel merkezi, iş merkezi, idari merkezi veya kayıtlı merkezi Almanya’da bulunan ve 3.000’den fazla çalışanı olan şirketler için geçerli olacak.  2024 yılında ise 1.000 ve daha fazla çalışanı olan şirketler bakımından geçerli olması beklenen Kanun’a uyum bakımından şirketlerin acilen ve hızlıca harekete geçerek tedarik zincirlerindeki mevcut insan hakları ihlallerini ortadan kaldıran ve potansiyel insan hakları risklerini de önleyici adımlar atması gerekmektedir. Gerçekten de Alman şirketlerinin, dünya çapındaki tedarik zincirlerinde insan hakları üzerindeki olumsuz etki risklerine karşı önlem almaları, tedarikçi düzeyinde adil çalışma koşullarını sağlamaları, çocuk işçiliğini ve zorla çalıştırmayı önlemeleri ve güvenli çalışma koşullarını sağlamakla yükümlü oldukları bilinciyle faaliyetlerini (ve tedarikçilerinin faaliyetlerini) modern kölelik ve benzeri uygulamalardan arındırmaları beklenmektedir.

Kurumsal Durum Tespiti ve Kurumsal Sorumluluk Hakkında Direktif Taslağı Direktifin amacı nedir?

Almanya merkezli şirketlerin ticari faaliyetleri, ürünleri veya hizmetleriyle ilgili olarak oluşabilecek olumsuz insan hakları etkilerine karşı bir risk yönetim sistemi kurmalarını (human rights due diligence), düzenli risk analizleri yapmalarını ve uygun önlemleri almalarını ve durum tespiti yükümlülüklerini ele alan Kanun kapsamında şirketlerin şu önlemleri alması beklenmektedir:

  • İnsan haklarına saygı konusunda bir politika beyanı;
  • İnsan hakları üzerindeki olası olumsuz etkileri belirlemek için bir risk analizi;
  • İnsan hakları üzerindeki olası olumsuz etkileri önlemek için telafi süreçlerinin yer aldığı bir risk yönetim sistemi;
  • Şirket tarafından soruşturulması gereken olası insan hakları ihlallerinin bildirilmesine olanak tanıyan bir şikâyet mekanizması;
  • Kamuya açık düzenli aralıklarla raporlama

Kanun’da yer alan durum tespiti yükümlülükleri, kapsam dahilindeki şirketlerin hammaddeden nihai ürünlerin imalatına kadar tüm tedarik zincirlerini kapsamaktadır. Ancak gerekli özen (duty of care) düzeyleri, şirketlerin ticari faaliyetlerinin kapsamına, ihlali gerçekleştiren tedarik zinciri birimi üzerindeki etki derecesine ve insan hakları üzerinde gerçekleşen olumsuz etkinin ciddiyetine bağlı olarak belirlenecektir. Şirketlerin operasyonları için kapsamlı özen standartları uygulanırken, dolaylı tedarikçilere karşı denetimler ve gerekirse ek önlemler yalnızca geçici olarak ve söz konusu şirketin potansiyel insan hakları ihlallerinden haberdar olduğu durumlarda gerekli olarak düzenlenmiştir. İhlal durumunda ise, şirketler ciroları üzerinden belirlenecek önemli para cezaları ile karşı karşıya kalabilecek ve üç yıla kadar kamu ihalelerinden men edilebileceklerdir.

Mevcut hukuki düzenlemelere göre, olumsuz insan hakları etkilerinin mağdurları ve sivil toplum kuruluşları veya sendikalar gibi temsilcileri tazminat talep etmek için dava yoluyla Alman mahkemelerinde yasal işlem başlatma hakkına sahiplerdir. Ancak, Alman haksız fiil yasası uyarınca Alman şirketler, aralarında bir vekalet ilişkisi olmadıkça, tedarikçi şirketin neden olduğu zararlardan ve olumsuz insan hakları etkilerinden sorumlu tutulamamaktadır. Kanun, bir ihlal durumunda hukuki sorumluluk için bir temel oluşturmasa da, ihlale sebep olan şirketler için önemli para cezaları öngörmektedir.

Avrupa Birliği düzeyi de dahil olmak üzere son zamanlardaki zorunlu insan hakları durum tespiti girişimlerinden biri olan Kanun’un siyasi çevreler ve sivil toplum tarafından, yakın zamanda yürürlüğe girmesi beklenen Avrupa Birliği direktifi kadar kapsamlı olmayışı, dolaylı tedarikçileri kapsam dışında bırakması, mağdurlar için adli çözüm yolları sunmayışı, hukuki yaptırımlar konusundaki eksiklikleri, herhangi bir çevresel durum tespiti yükümlülüğü öngörmemesi ve az sayıdaki şirketi kapsam dahiline alması noktalarında uluslararası standartları karşılayamaması sebebiyle eleştirildiğini belirtmek gerekmektedir.

Eleştirilerle birlikte, Kanun’un ve Avrupa Birliği direktifinin öngöreceği yasal düzenlemelerle birlikte önümüzdeki süreçte Alman şirketlerinin yasal gerekliliklere uymak için önemli bir yasal ve organizasyonel çaba göstermesi beklenmektedir. İnsan hakları standartlarına uyum için şirket içi prosedürlerin oluşturulmasına ve koordinasyonuna ek olarak, bu yeni durum tespiti yükümlülüklerini yerine getirmek için doğrudan tedarikçilerin denetimleri ve sözleşmelerinin düzenlenmesi de gerekli olabilecektir. Ayrıca, işletmelerin bir insan hakları etki değerlendirmesi yapmaları, temel uyum işlevlerini ve kaynaklarını gözden geçirmeleri ve dahili şikâyet mekanizmalarını güçlendirmeleri gerekecektir.